Sinema: My Week With Marilyn


Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen, hala sevilen ve merak edilen bir sinema ikonu. Doğal olarak, onun yaşamından gerçek bir kesit göstermeyi vaat eden bir filmi de, tamamen Marilyn Monroe için izlersiniz.

2011 yapımı My Week With Marilyn, Marilyn Monroe’yu The Prince and the Showgirl filminin setinde çalışan sinema sevdalısı yeniyetme Colin’in gözünden anlatmak istiyor. Sonuçta ortaya iki hikâye çıkıyor: Biri, yabancı bir ülkede, Laurence Olivier gibi büyük bir oyuncunun karşısında, yalnızlığı ve kompleksleri altında ezilen Marilyn Monroe’nun hikâyesi. Diğeri de genç Colin Clark’ın sinema dünyasını (ve aslında “kendini”) tanırken yaşadığı – aynı anda hem inandırıcı olmamayı, hem de tahmin edilebilir olmayı başaran – yolculuk. Seyircinin ilgi duyduğu hikâye elbette birincisi. Film, bu mutsuz ve kırılgan Hollywood efsanesini anlatırken ne kadar ilgi uyandırıcıysa, fantezi dünyası muhtemelen fazla gelişmiş (!) bir ergenin kendini kaybedişini anlatırken o kadar sinir bozucu.

Usta oyuncu Laurence Olivier’in disiplini, hırsları ve arzuları arasında yaşadığı içsel mücadele (Kenneth Branagh mükemmel oynuyor), Marilyn’in “kendisi olmak” ve “insanların kendisinden beklediği kişi olmak” arasında kaldığı ikilem, yalnızlığı, bir kukla gibi kullanılması, şöhret yolunda bir yerlerde kaybettiği ruhunu arayışı… sadece bunlar üzerine bir film görmeyi tercih ederdim.

Film, bunların üzerine gittiği zamanlarda hakkını veriyor denebilir. Tek tuhaf yanı şu: Filmdeki bütün karakterler, Marilyn’in oyunculuğu için “Harika bir oyuncu, etrafa ışık saçıyor, bizler asla onun gibi olamayacağız” gibi şeyler söylerken, bize gösterilen Marilyn performansları hiç de bu etkiyi yaratmıyor. (Olivier’nin “mükemmel” dediği performans, ortalıkta hoplayıp zıplayan hafifmeşrep bir sarışın karikatüründen öteye gitmiyor.) Burada belki de Michelle Williams’ı suçlamalıyız: Evet, fiziksel benzerliği yakalamış ve “kırılgan Marilyn”i iyi yansıtıyor belki; ama gerçek Marilyn Monroe’nun o nefes kesici seksiliğinin ve derin cazibesinin yanına bile yaklaşamıyor. Gerçi “suçlamak” ağır bir kelime oldu sanki, çünkü kabul edelim, Marilyn’in o baştan çıkarıcı işvesi, bir başkası tarafından taklit edilebilir miydi? Marilyn Monroe gibisi hala gelmedi ve Michelle Williams’ın belki de tek suçu, “Marilyn Monroe olmamak”


10 üzerinden 6.5

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s