Sinema: The Adventures of Tintin


Zamansızlık fena bir şey. Bazen öyle dönemler oluyor ki her şey üst üste geliyor; durup nefes alacak zamanı bulmak, sizin için piyangodan büyük ikramiye kazanmak gibi oluyor.

Böyle şeyler söyleyince kendimi “Hayatım çokkk zorrr” diye ağlayan baba parası yiyici tikicanlar ve onların kokoş anneleri gibi hissediyorum! Hayata karşı hiçbir savaş vermeden, her şeyin kolayını tatmış bu insanlar; yüz yüze geldikleri nadir zorluk zerrecikleri karşısında, “feleğin sillesini yemiş mağdur insan” rolüne pek güzel bürünürler ve bu konu hakkında konuşmayı, feleğin sillesini gerçekten yemiş insanlardan çok daha fazla severler. Bostancı – Kadıköy dolmuşunda telefonda konuştuğu kişiye “Derneğin gala gecesi organizasyonundan kafamı kaldıramıyorum, ressmen tükendim!” diye sızlanan dertli teyze, veya “Aşk, geldiğin gibi gitmiyorsun… Soluksuz kalıyor insan bazen, geceler üstüne üstüne çöküyor” diye edebiyat parçalayan kız blogu yazarı; kendinize gelin! Hayatınız gerçekten o kadar zor değil!

Keza aslında benim hayatım da o kadar zor değil, eheheh. En azından henüz. Çok şükür. Standart bir mühendislik öğrencisiyim işte. Projeydi teslimdi derken koşturup duruyoruz.

Neyse, son iki ayda okul ve (benim kendi başıma sardığım) bir takım okul dışı aktiviteler yüzünden bırakın film hakkında yazmayı, doğru düzgün film bile izleyemedim. Şükür, dün itibariyle bütün projelerimi teslim ettim ve sundum, geriye finaller kaldı; ama gene de şu anda biraz rahatlamış hissediyorum.

The Adventures of Tintin filmini de, yaklaşık 2 yıldır dört gözle beklememe rağmen, ancak çıktıktan birkaç hafta sonra izleyebildim.

Açıkçası bir Tenten filmini objektif değerlendirmem mümkün değil: Tenten benim gerçek çocukluk kahramanımdır. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan 23 cildi muhtemelen yüzlerce kez okumuşumdur. Zengin karakterleri, mükemmel olay örgüsü ve ele aldığı konular (petrol savaşları, kaçakçılık, anti-sosyalizm, ırkçılık…) ile entelektüel gelişimime olan katkısı büyüktür.

Durum böyle olunca, Steven Spielberg’ün The Adventures of Tintin yorumunun, kitapların ruhunu çok iyi yakalamış ve ustalıkla çekilmiş bir aksiyon/macera başyapıtı olduğunu söylersem, böyle iddialı bir söylemde bulunduğum için beni mazur görürsünüz herhalde.

Film, Altın Kıskaçlı Yengeç, Tekboynuzun Esrarı ve Kızıl Korsan’ın Hazinesi hikâyelerini bir araya getirerek, hem seyircinin karakterlerle tanışmasını kolaylaştırıyor (Tenten, Kaptan Hadok ile Altın Kıskaçlı Yengeç’te tanışıyordu), hem de bu hikâyelerin aksiyon yüklü içeriğinden faydalanıyor.

Elbette, bir Tenten hayranı olarak, ne beklemem gerektiğini bilerek izledim filmi: Heyecan verici bir macera, çocuksu bir merak hissi, birbirinden komik karakterler… Ama dikkatinizi çekerim, daha fazlasını değil.

Tenten dünyasındaki karakterlerin, Tenten dahil, son derece iki boyutlu olduğunun farkındayım. Tenten’in maceradan maceraya koşmasının sebebi çoğunlukla ya tesadüftür, ya meraktır, ya da Tenten’deki sarsılmaz adalet duygusudur. Bundan öte bir duygusal motivasyonu asla yoktur. (Nadir istisnalardan biri Tenten Tibet’te hikâyesinde yaşanır. Bu hikâyede Tenten’i, duygusal yakınlık kurduğu ender karakterlerden biri olan Çang’ı kurtarmak için varını yoğunu ortaya koyarken görürüz.)

Bu filmde de, seyirciyi perdedeki karakterlere duygusal olarak bağlayacak unsurlar eksik. İzlediğimiz şey, “macera olsun” diye yaşanmış bir macera gibi.

Neyse ki, film bu eksikliğini muazzam görselliği ile dengeliyor. Karakter animasyonları ve set tasarımları inanılmaz. Çizgi roman olarak görmeye alıştığım karakterleri, 3 boyutlu, insansı bir biçimde görmeyi hayal edemiyordum ama sonuç mükemmel: Hergé tasarımı oldukları hala aşikâr; ama gerçek oyuncuların karakterlere kattığı yorum seyirciye başarıyla geçiyor. Motion-capture teknolojisinin ulaştığı son nokta. Spielberg’ün yaratıcı hayal gücü ve usta işi kamera kullanımı da kendini belli ediyor. Filmin ikinci yarısındaki tek plandan oluşan ve yaklaşık 5 dakika süren kovalamaca sahnesi tek kelimeyle nefes kesici!

Cidden, objektif bakamadığımın farkındayım ama, The Adventures of Tintin bana göre senenin en iyi filmlerinden biri. Popüler sinemanın en büyük isminin lensinden, görkemli bir prodüksiyon tasarımına sahip sürükleyici bir macera izlemek istiyorsanız, sizi buraya alalım. Hele hele kaynak materyale aşinaysanız, yani Tenten’in vaat ettiği şeyin iyi kurgulanmış bir dedektiflik serüveninden fazlası olmadığını biliyorsanız, uyanıkken rüya görmek nasıl bir şey, anlayacaksınız.


10 üzerinden 9.5

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s